30.12.2013

Yoga Terapi Eğitmenliği-İstanbul

Yeni yıla giriyoruz.Oysa ki yoga yolculuğum devam ediyor etmesine de, İstanbul ruhumu yediğinden dolayı elim bir türlü yazmaya gitmiyor. İnsanın ruhunda fazlalık olduğunu hissetmeden paylaşması zor tabii, ruhumu besleyecek tek bir metodum vardı, bir şekilde doğaya kaçmak...Ama besini ihmal ettim, bedeki utanmak şu anda, utanarak itiraf etmek ki, öncelikle Choekyi'nin hikayesi en baştan yarım kaldı, halen devam eden yoga yolculuğumu anlatamıyorum, hem de en komiği aşağıdaki kısım şu ana ait değil, 6 gün önce yazmıştım ve o gün benim için çok önemli bir gündü..Şimdi sizi karmaşık zaman döngüsünden oluşan bir yazıyla başbaşa bırakıyorum, bu da değişik bir deneme oldu, bakalım toparlayabilecek miyiz..


Başlamadan ve sizi 6 gün öncesine geri götürmeden önce Noel Baba'nın gençlik sırrını 
da afişe edeyim artık hem belki tembelliğimden kaynaklanan mahcubiyeti de biraz atabilirim :)
Herkese şimdiden çok mutlu bir yeni yıl diliyorum, içinizdeki neşenin keyifle aktığı ve 
yaşama sevincinizin hiç eksik olmadığı, eksikliğinde derhal çözümünü ister aşık olarak, ister yoga yaparak,
ister sevginizi paylaşarak, isterseniz hayal ederek, severek, sevilerek, doğayla bağınızı kaybetmeyerek ve en çok çok gezerek, öğrenerek, gelişerek, deneyimleyerek ve açık olarak geçireceğiniz harika bir 2014 yılı diliyorum.

Ve Sinem 24 Aralık Salı gününe geri döner...

Daha önce de bahsetmiştim, Hindistan'dan döndükten sonra vakit kaybetmeden Dr.Neslihan İskit tarafından verilen Yoga Terapi Eğitmenliği derslerine başladım. Ben hem bilgiler tazeyken ve eğitmenliğe başlamadan önce bu derslere katılmak istedim zaten çok önceden haberim olmuştu ve beklediğim gibi çok da faydasını gördüm. Özellikle beden anatomisini ve yoganın faydalı olduğu rahatsızlıkları daha iyi anlamama yardımcı oldu, bunları  Neslihan Hoca gibi değerli bir doktor ve yoga terapisten öğrenmek de şansın en güzeli oldu.


Dr.Neslihan İskit dünyalar tatlısı biri, harika bir eğitmen ve kesinlikle yogada çok değerli bir kaynak. Memorial hastanesinde Prof.Dr. Bingür Sönmez ile kalp hastaları için hazırladıkları "kalp yogası programı" ve "kalp arıtma programı" büyük bir ilgi almış ve halen devam ediyor. Yoga ile çok uzun süredir ilgileniyor, ilgisini çok sağlam eğitimlerle pekiştirmiş, özellikle yurt dışında çok güçlü kurumlardan, kişilerden eğitimler alarak uzmanlaşmış, arasında Kripalu Merkezi ( Joy Devi'nin sahibi olduğu), Paul Grilley (ünlü Yin-Yoga ve Yoga Anatomisi eğitmeni), Life Force Yoga Healing Enstitüsü (Depresyon ve Anksiyete),  Manju Jois, Richard Freeman, Sarah Powers ve Gary Kraftsow (ünlü viniyoga geliştiricisi ve eğitmeni) gibi adresler var. Bu kadar dolu bir insan bir de çok verici ve paylaşımcı olunca eğitimimiz de çok verimli ve keyifli geçti.
                                     Aralarda da keyfi abarttığım zamanlar oldu, Hindistan alışkanlığı vazgeçemiyoruz :)
3 hafta süren eğitim boyunca yıllar boyu kullanabileceğim muhteşem bilgiler, görseller, videolar ve ders malzemelerim oldu. Bunun yanında yoga terapi dünyasına ait bir çok önemli ismi tanımamı sağladı, kütüphanemde mutlaka yer alması gereken çok iyi kitaplar edindim. Eğitimleri Merih Kenet Yoga Stüdyosunda 3 modül olarak aldık. Bu program toplam 40 saatlik aslında, 25 saati sınıfta eğitim olarak alıyorsunuz kalan 15 saat de hastanelerdeki uygulamalara katılıyorsunuz. Ben geçen hafta Memorial Hastanesi'ndeki Kalp Yogası'na katıldım. Uygulama konferans salonunda veriliyor, sandalye üzerinde gerçekleştiriliyor. Bu hafta huzurevinde eğitmenliğe başlayacağım ve benzer bir sistemi uygulayacağım için özellikle gidip görmek istedim. Memorial'daki kalp yogası tek kelimeyle muhteşemdi, belki 30-40 katılımcı vardı, çoğu belli bir yaşın üzerinde ve kalp rahatsızlığı olan kişiler olduğunu düşündüğüm katılımcıların eğitim sonundaki yüz ifadlerini gördüğümde Neslihan Hoca'nın ne kadar önemli bir şey başardığını çok daha iyi anladım.

Kalp Yogası, nefes farkındalığı, kalp-göğüs açma, omurga esnetme, uzatma ve döndürme, omuz, boyun ve eklemleri rahatlatma ve sonrasında derin gevşemeyle düşük tempolu ve oldukça rahatlatıcı bir yoga seansı. Benzer bir türünü bugün İstanbul'daki ilk eğitmenlik sınavımda vereceğim. Hatta istedim ki bu yazının devamını da akşama yazayım böylece aynı günde farklı duyguları ve deneyimleri bir yazıda vermiş olayım :)
Yoga Eğitmenliğinin sınıf içerisinde verilen ders modüllerine dönersek, ilk hafta genel yoga, faydaları ve felsefesi üzerine durduk, bunlar bende çok taze olduğu için biraz pekiştirme oldu. Sonrasında Kalp Yoga'sını gördük, bir tam gün boyunca.

Sonraki hafta Neslihan Hoca'nın kaynağından yani Gary Kraftsow'dan öğrendiği Viniyoga'yı öğrendik.Bu terimi Amerikan Viniyoga Enstitüsü her bireyin kendi ihtiyacı ve ilgilisine göre bireyselleştirilen ve bireyin kendini keşfetme ve kişisel transformasyon sürecini harekete geçiren bir yoga yaklaşımı olarak açıklıyor ve depresyon, anksiyete, bel-boyun-sırt hastalıkları, uyku problemleri tedavisi gibi terapiye yönelik bir yoga deneyimi sunuyor. Çok keyifli ve hayat boyu kullanabileceğim bilgiye hızlı bir şekilde sahip olduğum (kitap-cd gibi) bir haftasonu oldu. 
Hindistan'daki YA eğitimim sırasında her gün aldığımız "adjustment" derslerimizi güçlendirecek çok iyi teknikler gösterdi Neslihan Hoca. Ben bu dokunarak düzeltme ve rahatlama konusuna bayılıyorum, hem yapmayı hem de yaptırmayı seviyorum ve sonradan İstanbul'da girdiğim bir çok yoga dersinde, eğitmenlerin sıklıkla uyguladığına şahit oldum ve çok hoşuma gitti. Boşa demiyorum balım yerindeydi diye, hatta eğitimin bi modulünde de tamamen bana hitap ediyordu, konu "skolyoz tedavisi"ydi. Günlük çalışmamın şu anda bir parçası olan harika alıştırmalar öğrendim.Nasıl zaman geçmiş ben bu eğitimi alalı 1,5 ay olmuş hem de inanamıyorum yaa.
Şimdi jump Sinem, gel bakalım bugüne, şu ana tarih gece yarısını geçtiğinden 30 Aralık... Hadi itiraf edeyim, son 2-3 paragrafı şimdi yazdım.Ama geçen hafta yazdığım bir konu vardı. O gün özel bir gündü evet.
İlk eğitmenlik denememi yaptım, hem de çok güzel bir yerde, güzel insanlarla birlikte...
Önünüze yeni bir yol açıldığında ve o yoldan yürümeye karar verdiğinizde sonunu asla bilemeyeceğiniz ama türlü şekillerde hayal edebileceğiniz bir yolculuğa çıkarsınız. Yolcululuk sürekli kendini yenileyen ve değiştiren  bir deneyim, çoğu şey asla planlandığı gibi gitmiyor. Belki de zevkli olan yanı bu, ancak bu yolculuğun sürekliliğini sağlayacak ve size güç verecek gerçekten iyi bir niyete, özel bir isteğe ihtiyacınız var. Kimi buna misyon da diyebilir. İşte ben bu eğitmenlik yoluna girdim gireli niyetimi her yerde hissettim ve hep ifade ettim. Yoganın hem bedeni, hem zihni hem de ruhu iyileştirici bir yanı olduğuna yürekten inanıyorum.  Bu yüzden yoganın en çok terapi yönünü kullanmak ve özellikle bende olduğu gibi yapısal bozuklukların terapisinde ve  ileri yaşa yönelik olarak çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde destek terapi olarak uygulamak istiyorum. Bu konuda uzmanlık için çok uzun yolum var biliyorum ama işte benim itici gücüm bu. Bu niyeti hep kalbimde taşıyarak ilk eğitmenliğimi de huzurevi sakinlerine vermeyi diledim,1 ayı aşan bir süredir Semiha Şakir Huzurevi'nde yoga dersinin konulması için görüşmeler ve ikna çalışmaları yaptım, sonunda sosyal faaliyet olarak kabul ettirdim.Ve bu yazıma başladığım geçen Salı günü ilk dersimi yaptım.Başta inanılmaz heyecanlıydım, kaç gün öncesinden kareografi çıkarttım, chair yoga-sandalye üzeri hatmettim, oradaki fizyoterapi uzmanına onaylattım. Organizasyon-yer konusunda-sıkıntılı olsa da yine de katılanların isteği, bana karşı sevgi dolu sıcacık yaklaşımları ve dersteki memnuniyetleri bana çok güç verdi, heyecanımı aldı ve çok rahatlattı. En önemlisi de işte bu yola çıktığım andaki isteğimin ne kadar doğru olduğunu hatırlattı. Benim yoga doğrum bu ve doğru bildiğim bu yolda güçlenmek gücümü paylaşmaktır benim dileğim....
Buraya kadar sabırla yazımı okuyan herkese çok teşekkürler, paylaşmayı özlemişim çok..
İyi geceler ve tekrar çok mutlu yıllar...


22.11.2013

Hindistan'da yoga eğitmenliği - Trimurti Yoga

2 aya yakın süre kaldığım Hindistan'la ilgili çok güzel şeyler paylaştığım bu blogta  yarım kalan hikayelerim de oldu, söz verip anlatmadığım... Nedeni hem sonradan yoğunlaşan eğitim ki bugün anlatmayı planlıyorum. Hem de buraya döndükten sonra bir türlü yazmaya adam akıllı başlayamamış olmak... Üzülüyorum da çok seviyorum çünkü..Ama sanki yazmak için insanın her türlü zihinsel ve sosyal meşguliyetten uzak olması lazım. Dağdaki yoga eğitimim sırasında o kadar değişik bir yaşam düzeyinde hissediyordum ki zihnimi meşgul eden hiç bir şey yoktu, yaşadığım her şey, yoga, meditasyon, doğayla yaşam, arkadaşlıklar ve paylaşımlar hatta yemek, içmek, güneş, gökyüzü bile inanılmaz basit düzeyde sadece mutluluk ve sevinç kaynağıydı. Beni rahatsız eden ve özellikle benim için çok değerli olan "an içindeki farkındalığıma" yani kendimi tamamıyla tüm varlığımda an içine kanalize edebilmeme engel olacak hiç bir etkene izin vermemeye çalışıyordum ne de olsa ender yaşanılacak özel bir deneyimdi.




Zihin böyle berrak ve net, enerjiler devamlı yükselirken insan kendini daha çok ifade etmek ve yaşadıklarını paylaşmak istiyor.. Benimki de o hesap, sabahın köründe kalkacağımı bile bile geç saatlere kadar rahatlıkla yazıyordum.. Ama İstanbul'a döndüğümden beri önceden de tahmin ettiğim gibi enerjimin düşüşünü gün ve gün gözlemliyorum...Sizi tatmin eden ve mutlu eden her türlü eylem içinde zihninizin cam gibi berrak olması lazım ki, akış sağlansın.. Neticede insan bir şey ortaya çıkarmak istediğinde ruhunu koymak istiyor ortaya...Ama bunun için de sizi meşgul eden ve hatta üzen düşüncelerden, hayal kırıklıklarından, korkulardan sıyrılmak lazım...Günlük şehir hayatında ve sosyal ortam içerisinde bunlardan tamamen sıyrılmak tabii ki çok zor...Bence olay da tam bu.. Dağda doğa, her gün yoga, meditasyon akar da gel bakalım şehirde açık tut çakralarını.. İşte bu noktada bulutlardan yere doğru çekilen enerjiyi toplamak için ne yapmak lazım? Neyse ki bilgiler taze, neyse ki hayatımda yoga var ve neyse ki doğa, güneş, gök aşkımı kalbimde taşıyorum.. Bunlar benim destek kitim.. Destek kitimi ben desteklersem onlar da beni destekliyorlar hakikaten.. İşte oturdum yazıyorum..

Aslında önceden de söz verdiğim gibi "rahibe arkadaşım" Choekyi'nin ( özellikle belirtmek istedim yakın çevrem için, Choekyi rahibe :)) mektubunu ve hikayesini paylaşmak çok istiyordum. Duygusal seviye olarak da yukarıdaki malum düşüş nedeniyle hassasiyetim azaldı maalesef ama tabii daha rahat hissediyorum, algıların ve hislerin netliğinin azalmasının tek bir yararı bu olacak heralde...  Ama öncesinde yoga anlatacağım, girdiğim bu yolculuğun en önemli durağı olan yoga eğitmenliği sertifika programı hakkında bilgi vermem gerekir diye düşünüyorum, benim gibi bir yoldan ilerlemek isteyenlere de yardımcı olacaktır, mutlaka. Bir de merak edenler de olabilir, nasıl çalıştım, nasıl bir sistem bu, bundan sonraki yolculuğumda ne gibi etkileri olacak... Böylece bu yazımı Hindistan'daki eğitmenlik kursuna ayırıyorum.

Bu resim şu anda bu blogun facebook kapak sayfasında da bulunuyor, soldaki kalp eğitimenlik kursunun diploma töreninden öğretmenler tarafından bizim için hazırlanan bir güzellik, her taşın üzerinde yaşamı güzelleştiren sıfatlar yazılmış, ortada da tesbihten bir kalp var, sağda bulunan resim ise Trimurti Garden'ın Hintli sakinlerinin günlük dua rituellerinden..

Yılın belli aylarında Himalayalar'da ve mesela bu dönemde Goa'da eğitimlerine devam eden Trimurti Yoga ile 1 aylık bir süre boyunca, dağda kaldığım köy içerisindeki tamamen rastlantısal olan aynı isme sahip yoga ve müzik okulu-misafirhane karışımı basit gibi görünen ama kesinlikle cennetten bir parça mı burası diye çok sorduğum Trimurti Garden denilen mekanda 200 saatlik yoga ve teori eğitimi aldık. Dünyanın bir çok farklı yerinden gelen 19 yoga öğrencisiydik, 4 hafta boyunca sabah 07:00'den itibaren 12 saatlik bir günlük bir yoga ve felsefe maratonuyaşadık. Genel olarak yorgunluktan canımız çıksa da ve havanın azizliğine uğrayarak özellikle sabah erken ve akşam saatleri sürekli üşüyor olsak da müthiş bir eğitimdi, bedenimiz ve zihnimiz sanki yeniden şekillendi.. Hepimiz için transformasyon kelimesini ağzımızdan düşürmediğimiz bir deneyim oldu, beraberinde büyük duygusal açılımları, nedensiz ağlamaları, katıla katıla gülme krizlerini ve sık yaşanmasıyla bizi şaşırtan dejavuları getirdi...Ve kesinlikle bundan sonraki yoga eğitmenliği hayatımızda ihtiyacımız olacak temel disiplini ve dengeyi oluşturmamızı sağladı..

  Akşam geç saatlere kadar uzayan yoga çalışmalarımızdan. 
Aşağıda ise sabah erken saat ısınma öncesi ne bulduysam üstümde :)

Pazartesi-Cuma tam gün 12 saat olarak düzenlenmiş program içinde 2 saatlik kahvaltı ve öğle yemeği molaları haricinde toplam 6 saate yakın yoga pratiği ve 4 saatlik teori dersleri aldık. Cumartesileri yarım gün olarak benzer program vardı, geri kalan süre ise serbest vakitti. Ancak serbest vakitlerde de kurs tarafından düzenlenen hamile yogası, ileri yaş yogası ve çocuk yogası gibi alternatif workshop programlara katılıyorduk.
Hamilelik workshop çalışmamız..
Her sabah 07:00'de toplandığımız yoga alanımızda  pranayama-chanting ( temizlenme-nefes ve mantra çalışmaları) ardından 2 saatlik günlük asana (yoga hareketleri) çalışması ile güne başlıyorduk. Yogada özellikle asana pratiğini aç karna yapmanız çok etkili oluyor, hem hareket akışın rahat sağlarken nefes egzersizleri için de boş bir karın tercih ediliyor. Asana uygulamalarımızda haftada iki kere 2 hatha yoga ile başlarken, diğer günler vinyasa, ashtanga ve sivananda türleri olarak devam ediyordu. 9-9:30 arası kahvaltımızı yine Trimurti Garden'ın çok güzel balkonunda veya güneş varsa bahçesinde yayılmak suretiyle yapıyorduk.
 Trimurti Garden'ın sahipleri Hintli baba-Alman anne ve güzel kızları. 
 Güneş altında kahvaltı keyfimiz.
Trimurti Garden.. yemek ve misafirhane bölümü
Kahvaltı sonrası misafirhanedeki odama doğru kısa bir kaçamak yaparken.
Kahvaltı sonrası öğlene kadar teori dersleri başlıyordu. Bu dersler kursun ana eğitmeni Karo'dan yoga eğitmenliği sanatı , Yogesh ve Bhaskar'dan da disiplin ve felsefeyi kapsıyordu. Özellikle felsefe ve yoga disiplini temel eğitimimi Sanskrit diline çok hakim Hintli iki değerli hocadan aldığım için Hindistan'ı seçmiş olmakta ne kadar doğru bir karar verdiğimi her seferinde anlıyorum. Yogesh (soyadı ve dediğine göre Yoganın Lordu anlamına geliyormuş 3 yaşında seçmiş) bize yogik yaşamın nasıl olması gerektiğine dair tüm disiplini (diet, temizlik, namalar, niyamalar..) ve chakralar, mudralar, ayurveda, pancha kosha (beden katmanları), yoga antomisi, psikoloji gibi çok değerli konuları  mükemmel bir şekilde öğretiyordu. Her dersinde defalarca sanki yüzlerce dolarlık bir workshopta-seminerdeymişim hissine kapılıyordum.
Güneşli havalarda bu dersleri dışarda almak ise muhteşemdi, yeni bilgileri tamamen net meşguliyetsiz zihnime kabul ederken ben hoca tarafına bakmak yerine bulunduğum yerin muhteşem doğasına kitlenip kalbimdeki sevgi dalgalanmalarının keyfini çıkarıyordum.
 Bir diğer felsefe hocamız Bhaskar da bize Patanjali'nin yoga sutralarını anlatıyordu, yıllarca mağarada yaşamış dünyalar tatlısı mistik bir insan. Bizler ona saygımızı göstermek için "Bhaskarji"diyorduk ama aslında çok da şirin geliyordu bana sanki türkçedeki "cik" uzantısı gibi. Bhaskarcik :) tam bir spiritüeldi ve bu dünyaya ait olup olmadığını ciddi bir şekilde düşünüyorduk, seni uzaydan mı gönderdiler Bhaskarji?
 Yine güneşli bir gün Bhaskarji ile açık havada ders
 Ben yine güneşten doğadan mest :)
 Öğlen yemeğiyle tekrar bir kısa teori dersi ve sonra akşama kadar yine matlar üzerindeydik. Bu dersler artık tamamen eğitmenliğe yönelik ve geleneksel yoga türlerinin eğitimini kapsıyordu. Bunlardan biraz bahsetmek istiyorum kısa kısa..
 Yoga'yı 9 yıla yakın süredir yapmama rağmen Hatha Yoga ve Kundalini Yoga haricinde diğer türler hakkında çok derinlemesine bilgim yoktu. Sadece hangileri daha hareketli hangileri daha meditasyona yönelik onu biliyordum. Yoga ile ilgili bir çok kitap okumuştum ancak pratikte uygulama eksik olunca asanalar hakkındaki teorik bilgiler biraz havada kalıyordu. Trimurti Yoga'daki eğitimim başlamadan önce Iyengar Stilini burada öğrenmiştim. Tamamen desteklerle yapılan özel bir türdü, iki yazımda uzun uzun bundan bahsetmiştim. Burada ise ağırlığımız Hatha Yoga, Ashtanga, Vinyasa, Gentle Flow (hafif akış)Sivananda, Yin Yoga ve Restoratif Yoga üzerindeydi.

Öncelikle en geleneksel yöntem olan Hatha Yoga'dan başlamam gerekir. Tantric Yoga geleneğinden gelen Hatha Yoga, asana uygulamalarını içeren tüm yoga stillerini kapsar. Hatha Yogayı hem teori hem uygulamada Yogesh bize anlattı. Hatha Yoga insan yaşamını doğumdan ölüme takip eden ve ölüm ötesini de pranayama ve meditasyon ile ifadeleyen asana diziliminden oluşuyor.. Güneşe Selam (Surya Namaskar) 6 kere olmak üzere yavaştan hızlıya doğru tekrarlanırken, arkasından ters duruşlar, prone (yüzükoyun yatay uzanma), oturuş, ayakta ve denge asanaları ile takip ediyor. Güneşe Selam'dan sonraki hiçbir asana için akış yok, yani tüm pozisyonlar birbirinden bağımsız. Hatha Yoga'da dünya üzerindeki türlerin sayısı kadar pozisyon olduğuna inanılıyor, çünkü bizler de bu dünya türlerinin genetik kodunu taşıdığımızdan tüm tür simgelemelerinin bedenimizde ifadesini bulabiliyoruz. Şimdi hazır olun : toplam asana sayısı 8,4milyon. Neyse ki Lord Shiva bu sayıyı 84 gruba indirmiş :) . Ben tamamen bana anlatılanı aktarıyorum, elbetteki bunu şüpheyle karşıladım. Ama yoganın güzelliği bu arada biraz uç rakamlar ve örneklerle karşılaşmak mümkün :)
Tabii yogayı da dışarıda yapmanın keyfi bambaşkaydı..
Ashtanga (Mysore Stili-babası Pattabhi Jois) benim kapasitemi zorlayan en zor stildi. Kurs formatında ashtanga eğitmenliği aslında yok ancak özellikle kişisel uygulama ve çalışmalar için en uygun stil de bu. Dünyada ciddi anlamda bağımlıları var ama en çok sakatlanmaların yaşandığı ve ciddi olarak bedeni zorlayan bir stil. 1 aylık yoga disiplinimizin temeli öncelikle kendi beden eğitimimiz olduğundan temel ashtanga pozisyonlarını içeriyordu. Chantal ve Karo hem günlük derslerinde hem de adjustment adı verilen düzeltici uygulamalar ve dokunuşlarda ashtanga temelini kullandılar.

Kurs başladığında bizlere de aynı yukarıdaki gibi self-practise çalışmalarımız için uygulama kartları verildi. Ashtanga Yoga'da 2 türde Güneşe Selamlar var, birbirine 3:1 veya 3:2 oranları ve katlarıyla başlıyor ve arkasından ayakta duruşlar, öne eğilişler, twistler, arkaya eğilişler, ters duruşlar ve sonrasında savasana adı verilen yatış pozisyonu ile bitiyor. Günlük ashtanga çalışması güçlenmek ve beden disiplini için tavsiye ediliyor. Burada, İstanbul'da da sabahları benim kişisel çalışmam bu şekilde başlıyor, ancak eğitimde ashtanga taraftarı olacağımı pek sanmıyorum. 

Swami Vishnu-devananda tarafından kurulan ve Swami Sivananda öğretilerine dayanan
 Sivananda Yoga stili ise öğrendiğimiz diğer bir stildi.
Swami Vishnu-devananda
Daha önce Osho görüntülerinde ve izlediğimiz diğer videolarda gördüğümüz Hint gurularıyla ilgili bir rahatsızlığım vardı, o zaman Karo'ya danışmak istemiştim. Karoda bana Swami Vishnu-devanandanın öğretilerini içeren Upadeşa kitabından çok güzel bir sözü bulmuştu.
" Eğer bir mum yakmak isterseniz çoktan yanmış olan bir muma değdirirsiniz. Ve sonra da bu mumla diğer yanmamış mumları aydınlatırsınız. Buna benzer şekilde bir öğretmen de sizdeki mumu aydınlatır. Size bir şey vermez. Her şey içinizdedir. Sizin ölümsüz özünüz, çalışma, disiplin, adayış ile aydınlandıkça bunlardan habersiz olan diğerlerini aydınlatmaya başlarsınız. Bu da onlara sahip olmadıkları bir şeyi vermek değildir. İşte guru, öğretmen veya ustanın anlamı budur. Siz kendinizin gurusu, kendinizin ustası ve kendinizin öğretmenisiniz."

Bu söz benim bir çok soruma cevaptı, ben de kitabın geri kalan öğretilerini büyük bir merakla okudum ve çok etkilendim. İşte Swami Vishnu devananda Sivananda Yoga'nın kurucusu. Sivananda Yoga güneşe selamdan sonra 12 asana temeline dayanıyor. Her duruş arasında yatış pozisyonu olan savasana var. Sivananda Yoga'yı ilk eğitim aldığım dönemde çok sevdiğim Ayzin Hoca'nın derslerindeki yoga türüne çok benzettim. Her ne kadar müzik, akış gibi keyifli aksesuarları olmasa da ben Sivananda Yogayı çok sevdim, bir kere konsantre bir şekilde başlayınca sürekli bir meditasyon içerisinde olduğunuzu hissediyorsunuz.

En çok eğitmenlik için üzerinde durduğumuz ve gerçekten oldukça sevdiğim Vinyasa ve Gentle Flow (hafif akış) serilerini yine Karo ve Chantel'den çok ayrıntılı öğrendik. Ashtanga ile kıyaslandığında akışlara dayanan ve yaratıcılığınızı da rahatlıkla katabileceğiniz bir kareografiye dayanan serbest stil geçişli asanalardan oluşan stiller. Vinyasa demek akış sequensi, yani geçişli asanalar, bir nevi dansı andırıyor. En basit vinyasa ve dünyada en çok kullanılan güneşe selamdan alınan plank, chaturanga ve aşağı bakan köpek pozisyonları. Oradaki tüm öğrencilerin bu kadar bu stilleri sevmesinin en büyük nedeni Karo ve Chantel'in harika hocalar olması ve kesinlikle yaratıcılıkları. Özellikle ilk haftalarda Karo'nun öğrettiği Gentle Flow (hafif akış) gerçekten yoga sevgimde çok özel bir yer yaptı, mutlaka eğitimlerimde kullanabileceğim ve Türkiye'de de herkesin severek uygulayacağına inandığım bir stil oldu.

Chantel mükemmel vinyasa stilleri gösterdi..
Oradaki final eğitmenlik performansımı da bu stile ayırmak istedim ve konsept olarak sonbaharı seçtim.


Öğrendiğimiz stillerden son olarak Yin Yoga 'dan bahsedeyim. Yin Yoga ve Restoratif yogayı dönüşümlü olarak Cecillia'dan aldık. Çok sevdiğim oldukça hafif, rahatlatıcı ve iyileştirici bir stil Yin Yoga. Zen teması ile Yin ve Yang duruşlarına dayanıyor. İstanbul'da da bir hayli popüler olmuş anladığım kadarıyla, tanıdığım bir çok eğitmenin Yin Yoga yaptırdığını öğrendim. Başlangıç seviyeleri için çok uygun bir stil olduğuna inanıyorum. Ayrıca Yin Yoga sırasındaki müzik ritüelleri de bir harikaydı, ben de çok heveslenerek küçük bir enstrüman aldım oradan. 

Bahsettiğim tüm hocalarım bir arada-diploma günümden. Karo-Chantel-Cecillia-Meera-Yogesh-Bhaskar.
Eğitmenlik kursum sırasında öğrendiğim bir çok konuyu uzun uzun anlattım ama beni en çok etkileyen ve ciddi anlamda bir çok şeyin farkında olmamı sağlayan günlük meditasyonlarımızdan bahsetmedim. Ama blogumu daha önce okuyanlar Meera ile yaşadığım deneyimleri biliyor. Kendisi Osho komunünde büyümüş ve orada meditasyon uzmanı olmuş dünyalar tatlısı bir insan. Ayrıca rüyalar, geçmiş hayat ve bilinç durumlarıyla ilgili özel trans seansları da yapıyor. Meditasyonlarımızda bize katılan ve yönlendiren Meera gibi bir insanı tanımaktan gerçekten çok mutlu oldum. 
Eğitim boyunca yaşadığımız transformasyon ve dinginliğin en önemli nedeni olduğunu düşündüğüm meditasyon beynimizdeki nöronları ciddi olarak etkiliyor, hayata bakışımızdan sinir sistemimize ve hücrelerimize kadar gerçek bir değişim ve dönüşüm sağlıyor. Burada da günlük rutinim içerisine almaya çalışsam da maalesef o kadar kolay konsantrasyonu yakalayamıyorum, tabii yine yazımın en başında belirttiğim gibi zihnin meşguliyeti ile çok alakası var. Yine de yapabildiğim günlerdeki farklılığı gözlemlemek beni çok mutlu ediyor, yoga ve meditasyon öyle hızlı etki ediyor ki hayatınıza, o gün ancak yarım saatlik bir vakit bile ayırsanız gününüz farklı geçiyor kesinlikle..
Bana bu kadar güzel deneyimler yaşatan yoga sevgimi hergün daha çok besliyorum, yakın zamanda bu sevgimi sadece yazı ile değil pratikte eğitmenlikle paylaşmaya başlayacağım. Umarım orada da buluşuruz, herkese sevgiler..

4.11.2013

10 gün sonra : İstanbul'dan Hindistan...

 Yoga yolculuğumun ilk adresi Hindistan'dan döneli 10 günü geçmiş.. En son yazışım ise neredeyse 2 hafta önce...Döndüm ama anlatacağım hikayeler bitmedi Hindistan'la ilgili...Bir yandan da burada yeni hikayeler biriktirmeye başladım...Yoga yolculuğum devam ediyor.. ve hatta çok vakit geçirmeden hem de daha dumurluğumu üzerimden atamadan yeni bir eğitim alıyorum şu anda..

Bu ne hız diyorum, ben de kendime inanamıyorum. Merih Kenet Yoga Merkezi'nde Dr. Neslihan İskit'ten Yoga terapi eğitimine başladım. Bu eğitimi Hindistan'a gitmeden yaz döneminde keşfetmiştim ve gitmeyi kafaya koymuştum, iyi ki de gidiyorum şu anda dediğim bir eğitim oldu, çok memnunum. Ayrıntılar için özel bir yazı yazacağım, eğitimin içeriğini ve bana kattıklarını da anlatacağım.
Burayla ilgili adaptasyonum yukarı da da ifade ettiğim gibi henüz dumurluk aşamasında olduğundan Hindistan'ı sürekli düşünüyor, daha çok anlıyor, sürekli bir kaşılaştırmaya giriyor ve çoğu zaman tabii ki özlüyorum. Bu yüzden buradaki ilk yazımda Hindistan'da geçirdiğim süreyi tekrar değerlendirmek ve şu anda hissettiklerimi dile getirmek istedim.

Geldim geleli bir şeyin farkında olduğum en önemli şey sanırım farkındalık. Bu farkındalık zemininde kendime yer bulmam aslında sadece Hindistan'daki geçirdiğim süre içinde oluşmadı. Gitmeden 2 ay öncesinden enteresan bir döneme girdim,  şehir ve sosyal hayattan koparak bir nevi inziva dönemi yaşadım. Bu dönemde alkolü ciddi bir biçimde azalttım, sigarayı tamamen bıraktım, beden-zihin birliğim ve gücüm  için bol bol yoga yaptım ve nefsimi kontrol ve ruhsal tefekkür için de ibadet ettim. Şansıma ramazan ayına da denk gelmişti bu süre, bu nedenle benim için çok hayırlı olmuştu.
Ama ne kadar mental ve fiziki olarak hazır olduğumu düşünsem de Hindistan'daki ilk günümün bana bir tokat gibi çarpmasına engel olamadım. Yoga yolculuğumun ilk durağı birisi tarafından öyle güzel planlanmıştı ki en basit korku ve takıntılarımı ilk günde karşıma çıkardı. Uçak fobim, hijyen takıntım, leş gibi bir oda ve tuvalet, kayalardan oluşan bol uçurumlu patikalar, vahşi olduğunu düşündüğüm köpekler.
Bu yaz 3 kere merdivenden düşmüştüm. Biri Suadiye'deki evimin merdivenlerinde diğer ikisi de ailemin yazlığındaki mermer merdivenlerden kayarak. Hep aynı şekilde sol yanımı vurdum, kaburga kemiklerimi ciddi bir biçimde incittim. Ve merdivenden inmeye korkar oldum. Sadece ben değil, çevremdeki herkesi de ürküttüm tekrar düşerim diye. Ve karşıma çıkan alabildiğince dik kendiliğinden kayan taşlarla dolu patikalar, uçurumlar.


3 kere ağladım ilk gün. Birincisi uçağa bindiğimde, ikincisi işte bu yolları gördüğümde, üçüncüsü odaya girdiğimde. Bütün bunlardan sonra işte bu ilk gün beni yakından tanıyan bir çok insan gibi ben de kalabileceğimden şüphe ettim. Gece olduğunda yatağa yattım ve sadece basit bir karar verecektim. Tuvalete girecek veya girmeyecektim. Bu konu daha önce terapistlere kadar uzayan bir konu. Bu basit karar bilinçaltımın en derinliklerinde gizli.

İşte herşey bu kararla başladı. Ya tuvalete girmeyecek ve sabaha kadar bekleyerek geri dönecektim ya da girecek ve bir parça huzura sahip olacaktım. Eğer bu işi yapacaksam bu benim için 1. aşama olacaktı, ve eğer sabah üzerine bir de duşa girersem 2. aşamayı tamamlayacaktım. İşte hayatımızda karşımıza çıkan tüm seçim seçenekleri gibi ya öyle ya böyle, yani ikisinden birini seçecektim. Ya kalmak, ya da gitmek. Tuvalete girdim, beklediğimden daha büyük bir huzurla uyudum. Sabah kalktım ve hadi dedim duş al. Aldım, ve zihnimi işgal eden basit ama mühim bir problemi ilk günden atarak Hindistan deneyimime başladım.
Hindistan benden istediği bu küçük fedakarlık karşısında bana bütün gönlünü açtı. Gözlerime en güzel renklerini kulaklarıma en güzel şarkılarını damağıma en güzel lezzetlerini kalbime en güzel aşkını zihnime de en güzel berraklığını sundu.
Gitmeden evvel bana bir çok insanın söylediği bir şey vardı. Kimbilir nasıl bir deneyim yaşayacaksın. Bunun anlamının aydınlanma olduğunu biliyor ve bu fikirden nefret ediyordum. Çünkü benim spiritüel maceraya hiç niyetim yoktu. Duvarlarımı dini inancımla gayet güzel örmüş, yoga aşkımı beden-zihin ikilisine hapsetmiştim.
3 yıldır meditasyon kapıma uğramamış, haftada 3-4 kez yoga pratiği yaptığım halde sonundaki meditasyon sırasında ya kaçmış ya da hayaller kurarak uyumayı tercih etmiştim. İşte seneler sonra gerçek meditasyon deneyimim yine burada güneşli bir öğlen sırasında başladı.Zihnimde kristal berraklığını hissettim. Hala arada o anı düşünüyor ve aynı hissi hissediyorum. Gerçekten mükemmel.

Ağır fiziki disiplinin, meditasyonun, muhteşem doğanın, satvik diyetin sadece bendeki değil orada bulunan toplam 20 kişi üzerindeki transformatik değişimine şahit oldum. 2500 metre yükseklikteki bu ortamda yüzlerce kez dejavu yaşadım, yaşadık, gözlerimi zirvedeki bulutlardan ayıramadığım anların tepe çakramın sinyalleri olduğunu sonradan anladım.
Benden bağımsız olmayan bir parçamla alakasız hemen her zamanda şaşırtıcı biçimde zihnimi gözlemlediğimi hissettim, sürekli aynı mesajları alıyordum bu parçayla..şefkat, affediş, kabulleniş ve en çoğu da sevinç. Sürekli olarak zihnimin ürettiklerini sorguluyor, çoğunun yapay olduğunu ve bana ait olmadığını farketmeme neden oluyordu. Bana bu yolları açan herşeye, herkese ve tanrıma binlerce kez şükrettim, doğaya da büyük söz verdim, aşkıma sadık kalacak ve bana verdiği hisleri geri almaması için bağlantımı sürekli tazeleyecektim.

Tanrımı dinin içinde yıllarca hapis tuttuğum için çok utandım. Meğer bana bu hisleri veren her yerdeymiş. Dönene kadar bana kendini hatırlatmaya devam etti. Dönüş uçağındaki Hintli yolcunun bana yaptığı büyük yardımdan sonra her defasındaki teşekkürüm karşısında "Lütfen gerek yok" diyerek en sonunda " Anlamıyor musun bazen tanrı insan kılığında da yardım eder en çok ihtiyacın olduğu durumlarda" demesiyle uyanışımı tazelendirdim. Ahh meğer bazı şeyleri anlamam için muhteşem rüya transımı yaşamam gerekiyormuş. Onun da tam 1 aylık bu sıkı disiplinli eğitmenlik kursumun tam ortasına denk gelmesi çok yerinde oldu. Sonrasında çok hızlı bir şekilde duvarlarımı yıkma kararı verdim, chant etmeye başladım, daha çok sevmeye, sevilmeye, kabul etmeye ve kabullenilmeye başladım. Yargılarımı ve kararlarımı bir yana bırakıp içime doğan hisleri rehber edinmeyi seçtim. Sonunu öngörmeyi ya da planlamayı değil merak etmeyi seçtim. Algılarımın günden güne açıldığına şahit oldum, kendime de açıklığım ve şeffaflığım konusunda çok teşekkür ederim. Aksi halde bunları yaşamam pek de mümkün olmazdı.

Aslında anlattığım herşey bir bütünün parçası. Chokyi olmasaydı şu anda hissettiklerimi yaşar mıydım? Arkadaşlıkta sözlerin değil gözlerin konuştuğunu başka türlü nasıl öğrenecektim. Dağın zirvesi tepe çakramsa Chokyi de benim kalp çakram oldu. Biliyorum hikayesini bekleyen çok kişi var, ama çok özeniyorum, en güzel şekilde anlatmak istiyorum, değerli arkadaşıma yaraşır olsun. Bunlar biraz bahanesi, kalbim bana güç versin bugün telefondaki konuşmamız gibi katıla katıla ağlatmasın beni. Chokyi geldiğimden beri yaşadığım Türk usulü bir kaç münasebet neticesinde hissettiğim dumurluk nedenim. Herşeye sahip olduğu halde tatmin olamayanları, ucuz menfaatler için yapılan yalakalıkları, her türlü bolluk içinde gönül kıtlığı çekenleri, kendine tapanları, egosu tavan yapanları, çok konuşanları, boş konuşanları, hayatında mutsuzluk arayanları, negatif enerji yüklerini buldukları ilk kurbanın üzerine aktarmak isteyenleri, fesatları, hasetleri, kompleksleri, korkuları, egoları anlayamama nedenim... Biz zaten burada böyleydik Chokyi,  niye senle tanıştım niye bana insaniyetin ne olduğunu gösterdin güzel dostum? Şimdi adapte olmakta o kadar zorlanıyorum ki...

Trimurti Yoga.. Bir aylık yoga eğitimim..Seçimleri ve zamanlamaları aynı olan bir grup insanın çok özel bir enerji seviyesinde buluşmasına şahit olduk. Hepimiz aynı anda geliştik, içsel yolculuklarımızı bir arada yaşadık. Hem aldığım eğitimin kalitesinden hem de beraber eğitim aldığım öğrencilerden sevinç duydum. Hayatımın en zor ve en güzel eğitimlerinden biri oldu benim için. Buradaki eğitimimi hafife alarak 2 saatlik vinyasaya dayanamayacağımı öngören sevimli bir bayanla tanıştım bugün, günün 10 saatin mat üzerinde ne hallerde geçirdiğimi pek dinlemek istemedi, aklı daha çok Amerika seyahatindeki yakışıklı yoga ve meditasyon hocalarında kalmıştı sanırım. Ona ithafen özel bir bölüm hazırlamak çok istiyorum. İşin şakası bir yana Trimurti Yoga'ya ve Yoga Alliance'a da hazırladıkları muhteşem müfredat ve sağladıkları muhteşem gelişim karşılığında,  yoga eğitimi hakkında blog yazan biri olarak eğitimi anlatmamın ve açık söylemem gerekirse profesyonel yoga yoluna girmek isteyenler için zevkle özendirmemin ciddi bir borcum olduğunu düşünüyorum.
Bundan sonra Trimurti Yoga Eğitimi ile ilgili yazacağım. Yukarıdaki resimde muhteşem hocalarım bir arada. Karo, kurs müdürümüz ve baş eğitmenimiz bize Yoga Öğretmenlik Sanatını öğretti, Chantel Vinyasa-Ashtanga ve Adjustment derslerimize katıldı, Cecillia Yin Yoga Eğitmenim, Meera Meditasyon eğitmenim, Yogesh Yoga Disiplini, Anatomisi, ve Yoga Felsefesi ile Bashkar Patanljali Yoga Sutraları eğitmenim. İşte ekibim, ayrıntıları bir sonraki yazıma saklamak istiyorum. Herkese iyi geceler.

21.10.2013

Mcleod Ganj Son: Chokyi

Onunla nasıl tanıştım? Herşey Mcleod Ganj'a ilk gittiğim sefer gece orada kalmaya karar vermemle başladı. Dağın ortasındaki küçük köyümün sakinliğinden sonra Mcleod Ganj'daki kaos bana İstanbul'u hatırlatmış ve çok da hoşuma gitmişti. İlk günü tapınak ve müze gezisiyle geçirdikten sonra meydanda şık bir otel seçmek istedim. Ne de olsa önümde burada geçireceğim 1 aydan fazla süre vardı, biraz motivasyonun iyi olacağını düşündüm. Meydanda kalırsam ayrıca akşam da dışarı çıkabilecektim böylece haftalardır süren külkedisi sendromuma da bir ara vermiş olacaktım.
Şimdi kaldığım geceden itibaren anlatmaya başlayayım, sonra da ikimizin hikayesine geçeyim.
Akşam kaldığım otelin hemen karşısında olan Mc Llo'da yemek yedim, bu bölgenin en iyi restoranıymış.
Tamam :) aslında şansımı denemek istedim :) Ama Pierce ciğim buralara uğrayalı 7 sene olmuş bile çoktan..
Burada geçirdiğim toplam 1,5 aylık süre içerisindeki seyrek proteinlerimden birini (tavuk :)) yedim bir de üstüne buradaki ilk ve tek biramı da içtiğim gibi aşırı uykum gelmiş bir halde oteldeki lüks odama geçip kendimi televizyondaki Hint dizi ve filmlerine vermeye karar verdim. İzledikçe filmleri anlamam için Hintçe bilmeme hiç gerek olmadığını anladım. Bizim dizilerdeki göz ve kaş hareketlerine gülerdim de o bişey değilmiş, buradakiler hakikaten gözüyle kaşıyla konuşuyor ve göz kaş ifade görüntüleri ve fondaki süper damar müzik ortalama yarım saat sürüyor. Bir sahnede 10 kişi varsa-mesela yemek masası görüntüsü- herhalde söylenilen olağan dışı bir söz üzerine herkesin gözü kaşı ayrı oynuyor, sırayla tüm karakterlerin göz-kaşlarını adrenalin bağıran bir müzik eşliğinde izliyorsunuz. Aman Allahım..bu arada birşey diyeceğim, 1,5 ay sonunda alışkanlığın alasını kapmış durumdayım. Nasıl geçecek bilmiyorum. Evet-hayır sorularına bir kafa sallayışım var ki. Bunu farketmiyordum yaparken ama insanlar sık söylemeye başlayınca anladım ki bir Hintlilik gelmeye başlamış içten içten...
Mcleoda dönelim. Sabah erkenden kalkıp kendimi sokaklara attım. Önceki gün Temple Road'da gittiğim kafede kahvaltı yapmak istedim. Çok beğenmiştim orayı, Tibetli tatlı bir bayan işletiyordu, omletleri çok lezzetliydi. Bir de üzerine free wifi daha ne istiyim. Sonra bu bayanla muhabbete başladık. Buradaki rahipler çok ilgimi çektiğinden onlarla ilgili sorular sormak istedim. Kadın merakımı anlayınca bekle dedi, seni biriyle tanıştıracağım.
Ve böylece eski bir rahip olan Dawa ile tanıştık. Dawa başka alanlarda eğitim almaya karar verince Manastırı bırakmış, meslek okumuş ve üzerine de evlenip çocuk yapmış. Bana eski ve yeni adetlerden bahsetti. Eskiden bir ailede birden fazla erkek varsa mutlaka biri manastıra gönderilirmiş. Ve rahip olan bir insanın bu hayatı bırakması tüm budist Tibet toplumundan dışlanması anlamına gelirmiş. Ama artık sistem tamamen değişmiş. Her isteyen bir süre manastırda kalıp sonra eğitim veya aile kurmak amaçlı ayrılabiliyormuş. Ama manastırda yaşayan rahip ve rahibeler halen katı kurallar altındalar. Evlenemiyorlar, aile kuramıyorlar, cinsel her türlü iletişim ve ilişki yasak, et yasak tabii ki sigara ve içki yasak. Yapan yok mu? Varmış ama yakalandığın an şansın yokmuş sonrası için, yani manastırdan atıyorlar. Dawa anlattıklarıyla ilgilendiğimi görünce neden seni bir rahibeyle tanıştırmıyorum, kendisi memleketlim olur- ikisi de Lhasaya yakın bir köyden hemşerilermiş- hem de arkadaş olursunuz dedi. Ben de tabii ki çok memnun oldum. Böylece cafeden ayrılıp Jogiwara Road üzerindeki Gaden Choeling rahibe manastırına gittik.

Benim için bir ilk tabii ki, daha önce bırakın Budist manastırı gezmeyi, açıkçası herhangi bir manastıra dahi gitmişliğim yoktu. Odalardan, sınıflardan ve tabii ki dua bölümlerinden oluşan bir alandı burası.
Oldukça sade ama çok temiz bir yerdi. Adının manastır olması ürkünçlük katıyor mu, asla. Hatta şöyle demem lazım Tibetli rahibeler kazınmış saçları, bordo kostümleri ve sürekli gülen yüzleriyle öyle sevimli ki, o sırada duada olan Chokyi'yi beklerken bu şirin ve utangaç rahibelerin tatlılıklarına ben de devamlı gülümsemekten kendimi alamadım, hayatımda anne evinden sonra hissedebileceğim en sıcak hisleri veren bir duygu geldi içime, sanki ortam beni kucakladı, aniden içine aldı ve kabul etti.
Chokyi'nin komşusuyla biraz sohbet ettik beklerken. O da pek sevimli pek tatlıydı.

Sonra Chokyi geldi. Ayy nasıl utangaç nasıl heyecanlı bir de telaş yapmış, biz aramıştık önceden. Duaya girince beklettiği için huzursuz olmuş. Heyecandan zaten birşey diyemiyor, nitekim İngilizce de vahim durumda ama kocaman kalbini anlamak için söze gerek yok, gözleri gülüşü yeter arkadaşımın. İşte bizim dinler ve diller ötesi dostluğumuz Chokyi'nin manastırdaki küçücük odasında el ele dizdize gülüşerek başladı. Ve buradaki son güne kadar onun yoğun dua temposu benim yoga eğitmenliği kursu arasında haftada bir de olsa birbirimize zaman ayırabildik. Gözlerimizle anlaştık çoğu zaman, çoğu zaman da karşılıklı nedensiz kıkırdaştık. Ama bazen de..O hikayen, geçmişin işte Chokyi bana hayatınıı paylaştığın zamanlar yok mu..Bir tokat gibi kalbime çarptığın hayatın gerçekleri yok mu.. Ben hala kendime gelemedim biliyor musun?
Chokyi ile ilgili yazımı 1 aydır geciktiriyorum. Beni öğrendiklerim ve konuştuklarımız her seferinde o kadar sarstı ki bir türlü elim bu konuya gitmedi. Sanırım duygusal olarak şu an yaşadıklarımı yoga temposu içinde yaşama lüksüm olamayacağından beklettim ve ertelemek istedim. Bundan sonra Chokyi ile ilgili anlatacaklarım var. Son günümü sana adamak istedim Chokyi...Saf sevgine ve kocaman kalbine ve insanlığına....Hikayeni paylaşmamı istedin... Ben de yazacağım dostum..