21.09.2013

Ortaya karışık bir cumartesi günü -21.09.2013

Bugün günlerden Cumartesi. Buraya geleli 10 günü geçmiş. Pazartesi günü eğitmenlik kursum başlıyor, 1 aya yakın bir süre haftada 6 gün, sabah 06:00-akşam 06:00 yemekler hariç günde yaklaşık 10 saatten ciddi ciddi yoga kampına giriyorum. Bir yandan da Pazartesi dahil sabahları 07:00-10:00 arası iyengar ileri eğitime gidiyorum. Önümdeki program fiziken oldukça zorlayıcı olacak ben de bugünlerde mümkün olduğu kadar dinlenmeye ve bedenen enerji toplamaya çalışıyorum.

Şu an saat 15:00 burada, odaya gireli 1-2 saat oldu.Hava resimden de anladığınız üzere kapalı, günlerdir ilk defa yağmur yağıyor ama muson gibi değil. Ara ara hafifçe. Sabah kendimi yorgun hissettiğimden derse katılamadım 9:00 gibi uyandım, odamdan balkona çıkıp her sabah yaptığım gibi yastıklarımı, yorganımı ve battaniyemi havalandırdım. Aşağıya bahçeye baktığımda meyve satan bir dede ve meyve alan bir adam gördüm. Balkondan dedenin sepeti muhteşem görünüyordu. Günlerdir meyve yememenin verdiği açlıkla cüzdanımı kaptığım gibi aşağıya indim. Amcada elma, armut, nar, sarı hurma ve adını bilmediğim 1-2  egzotik meyve vardı. Bu arada diğer adamla muhabbete başladık. Rusmuş, buraya kadınlı erkekli mini bir yoga grubu olarak gelmişler. Eğitim alacağım Trimurti Garden'da 5 gündür intensive yani yoğun çalışma yapıyorlarmış. Yarından itibaren dağa yukarı doğru 5 günlük bir trekkinge çıkacaklarmış, hedefleri 4000 metre.

Burada geçirdiğim hergün öyle tatlı insanlarla tanışıyorum ki. İnsanlar maddiyatlarını, egolarını, vahşiliklerini, katılıklarını tamamen bırakıp gelmişler sanki buraya. Dün de Dharamkot'da yemek yerken Efrat adında çok tatlı bir İsrailli kızla tanıştım. Sonra akşamüstü Bhagsu'dan eve dönerken başka bir kafede karşılaştık yanındaki erkek arkadaşı bana aynı kursa gittiğimizi söyledi. Ama saatlerimiz farklıymış, temel kursunu bu hafta alıyormuş. İsrailde akro-yoga yapıyormuş ve bir sirkte çalışıyormuş. Çocuk su gibi bir çocuktu, beyazlar için de. Kız deseniz ayrı tatlı, tesadüf o da benim gibi koala hastası ve telefonunda resimlerini taşıyor. 10 gündür Dharamkottaki Tushita Meditasyon Merkezinde kurstaymış. Yeni tamamlamış şimdi de akupresür masaj kursu alıyormuş.

Buranın doğası gibi faaliyetleri de ayrı güzel. Böyle güzel faaliyetlere de güzel insanlar katılıyor hakikaten. Dharamkot'ta çok meşhur bir meditasyon merkezi var, daha önce bahsetmiştim adı Vipassana. Şu anda bizim kursun sahibi Sharat ve geçen haftaki karizmatik hocam Biyata orada ashramdalar. Bu yazımda bahsettiğim İsrailli kız arkadaşımın gittiği kurs ise daha çok Tibet budizmi öğretiyor.

Bu gün kursu ektim ama asılmak için yine gittim. Asılmak omurgama öyle iyi geliyor ki. Bir de bilmeyen arkadaşlara gösterdim çok hoşlarına gitti. Tabii gösterdiğimi gören öğretmenler biraz sinirlendi, ne de olsa onlar öğretecekler zamanı gelince zaten.


Himalayan Yoga Centre kafesinden bahsetmiştim, ilk gün yemekleri pek hitap etmemişti hani.Orada geldiğimden beri dikkat ettiğim bir kız vardı, uzun boylu hoş bir kız. Hintlidir herhalde diyordum ama bakışı, duruşu da biraz farklı gelmişti. Bugün merkeze geldiğimde herkes derste olduğundan meydanı boş bulup kendisinden burada bir fotoğrafımı çekmesini rica ettim.


 Sonra da tanıştık, biraz sohbet ettik. Meğer İranlıymış, o da beni farklı bulmuş, merak etmiş nereli olduğumu. Komşu ülkelerden olunca kan mı çekiyor nedir, biz de uzaktan uzağa birbirimize bir sempati beslemişiz. Yoga öğrenmeye gelmiş buralara, geliş o geliş öyle sevmiş ki dönememiş. Burası Hindistan'ın diğer her yerinden farklıdır, doğası güzeldir, insanı ayrı güzeldir, yemekleri bambaşkadır dedi.

Bu düşüncelere katılmamak mümkün mü? 10 günde öyle bir sevgi başladı ki içimde kelimelerle anlatamam. Nereye baksanız yeşilin en güzel tonu, işçisinden köylüsüne çocuğundan yaşlısında sürekli gülen sempatik insanlar, tamamen hür hayvanlar, daha önce hiç görmediğim kuş çeşitleri, böcekler sürüngenler, her yerden çalan oynak Hint müzikleri. Hala inanamıyorum ilk gün o kadar hayal kırıklığı yaşadım, yol yok nasıl yürüyeceğim mutlaka düşerim, tuvalet pis nasıl gireceğim, yemekleri nasıl yiyeceğim, bu yağmurla nasıl başedeceğim, her yerde köpek var ya saldırırlarsa.... Ve ilk gecemde dedim ki kendime bir karar ver Sinem, ya alış ya dön. O gece alışmaya ve sevmeye karar verdim. Ve ertesi günden itibaren burada gözlerimi ve gönlümü açık tutmaya çalıştım ve buradaki güzellikleri kalbimle görmeye başladım.


Sanmayın ki sadece ben böyleyim. Mcleod Ganj'da kaldığım gece gittiğim restoranda bana bira ikram eden Milcha diye İsrailli bir kadınla tanışmıştım. Konuştuğumuzda ikimizin de burada geçirdiğimiz süre içinde aynı duygulardan geçtiğimizi anladık. Yukarıda bahsettiğim arkadaşım Efrat da farklı değil, benzer şekilde yaşadığı hayal kırıklığıyla ilk gün sınavından geçmiş. Geçen hafta samimi olduğumuz ve bu hafta çok bozuk bir halde ülkelerine dönen dost canlısı ikiz kardeşler de benzer şeyler anlatmışlardı.

İşte böyle, enteresan ve sonrasında bağımlılık yapan cennet gibi bir yerdeyim. Burası gerçekten alışkanlıklarınızdan, lüksünüzden veya korkularınızdan 1-2 fedakarlık yapmanız karşılığında onlarca güzellik vadediyor.


Benim son bir problemim kalmıştı burada, hani yazılarımda da bahsetmiştim. Trimurti Garden'ın azgın köpeği Coco. Perşembe'den beri sabah 06:30'da odamdan çıktığımdan büyük stres yaşıyorum, Coco ile karşılaşacağım diye. Çünkü Coco gece bir başlıyor havlamaya sabaha kadar susmuyor. Asabiyet sınırı yok hayvanın acaba sinir hastası mı diye çok düşündüm. Bir de burada köpekler bağlanmıyor, sokakta belki 10 tane köpek varsa hepsi melek gibi hiç sıkıntı yok, bir tek bu Coco ile yıldızım barışmadı. Trimurti Garden benim misafirhanenin hemen aşağısında yer alıyor, komşu yani. Himalayan Iyengar Centre'a gitmek için ya içinden dolaşmam lazım, ya da çevresinden. Korkudan çevresinden dolaşıyorum 2 haftadır. Neyse, ben bu gün kursa gitmeden bir adım atmak istedim ve korkuyu da artık aşmak. Trimurti Garden bahçesinde 2 kadın çalışıyordu, yağmurlar bittiğinden bahçelerin temizlenme zamanı da burada. Kadınlarla konuştum, içeri gel dediler. İçeride mekanın sahibi Hintli müzisyen ve çalışanları, kafesinde de 1-2 öğrenci ile Coco ve adını bilmediğim sarışın kankası vardı. Mekan sahibine "Siz Coco'nun babasısınız nolur bana yardım edin diye başladım ve derdimi anlattım. Dedim ki sen şimdi ona benim artık yabancı olmadığımı ve arkadaş olduğumu söyle biraz da beni koklasın artık alışalım birbirimize." O da dedi ki o iş kolay, sabah giderken eline bir kaç bisküvi al Coco'nun gönlünü çal. Eyvalllah tabii bu kadar kolaysa. Neyse bu muhabbete çalışanlardan sevimli Roi ve diğer kadınlar falan katılınca ortam Bollywood setini aratmadı. Herkesden espriler kopuyor. Kahkalarla Trimurti Garden'dan çıktım ve Coco'ya namaste diyerek kursa gittim.

Kurs çıkışı Dharamkot'da Trek&Dine'da yemek yedim.Buraya 3'tür geliyorum, hele dün İspanyol kahvaltısı muhteşemdi. Garsonlarla da hafiften senli benli olmaya başladık, her gittiğimde birileriyle tanışıyorum, haftaya artık kurstan burnumu çıkaramayacağım için bu hafta çok takıldım buraya. Sonra dönüşte hiç denemediğim yoldan kestirme yaparak geleyim dedim. Yağmur başladı, doğa muhteşemdi, arkamdan gelen çocuktan bu keyifli yürüyüşümün resmini çekmesini rica ettim.


 Yolum buradaki Sinagog'dan geçti, çok güzel bir bina, buraya gelen İsrailli genç o kadar çok ki kendi ibadethaneleri ve din adamları bile var.

Sonra küçük bir Hindu tapınağından inip kıra çıktım. Oradan geçen ve sık sık kırlarda denk geldiğimiz bir kadın da çok tatlı bir poz verdi bana.

Ama yağmurdan kır çamur içindeydi ve yürüyecek taş yol çok dardı, bir ara kayıp düştüm. Kırda iş yapan Hintli bir teyze düştüğümü görünce bastı kahkahayı. Ben de gülmeye başladım. Buradaki Hintliler böyle işte, herşeye gülüyorlar sizi de güldürüyorlar. Hayat enerjileri muhteşem gerçekten hem çok güzel gülüşleri hem de çok candan bakan bakışları var. Teyze o kadar süslüydü ki alt tarafı kırda otları temizliyordu, bana da ilginç geldi bir resmini çeksem dedim, istemedi. Yaşlı teyzeler biraz çekiniyor bu konuda, özellikle evlilerse. Evli ve yaşlı olduklarını iki kaşların arasındaki kınanın büyüklüğünden de anlayabiliyorsunuz.

Odama geldim, ara ara yağmur devam etti. Hava kapalıyken bile öyle güzel ki etraf, dağlara ve ormanlara baktıkça içimde resmen bir ferahlama oluyor, sanki o doğanın içinde eriyorum ben de ve uzun süre gözlerimi ayıramıyorum. Sonrasında birden bire ya Fini'nin küçük oğlu Roni'den gelen bir çığlık ve beraberindeki ağlama faslı, ya bahçe işleriyle uğraşan Hintli işçilerin söyledikleri güzel şarkılar ya da sıklıkla Coco'nun havlama krizi ile  uyanıveriyorum.

Bugün her telden çaldım, mazur görün. Öyle güzel bir deneyim ki burası böyle birden hisler düşünceler tavan yaptı, malum çok fotoğraflı blog yazıları hazırlıyordum günlerdir, bir yerden birikim yaptı, haliyle benim de bugün ortaya karışık paylaşasım geldi. Mcleod Ganj serimi bitirmedim tabii ki en güzel bölümleri yeni başlıyor, yarından itibaren devam edeceğim.

Herkese güzel bir cumartesi diliyorum, bugünlük benimki işte böyle anlattığım gibiydi.

2 yorum:

  1. Sevgili Sinem bloğunu baştan sona kadar zevkle okudum. McLeod Ganj benim çok sevdiğim bir yer. Yazılarında anılarımı tazeledim, bir çok tanıdık yer ve kişileri gördüm. Para vermeden fotoğraf çektirmeyen Sadu, yolda yürüyen yaşlı teyze ve Mcleod'un sokakları hepsi tanıdık. Hepsinden çok ta o hiç durmadan deli gibi yağan yağmur:) Değişik zamanlarda toplam 6 ayımı geçirdim orada. Senin de orayı çok seveceğine ve sonraki yıllarda tekrar ziyaret edeceğine de inanıyorum. Yoga eğitiminde başarılar diliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkür ederim nasıl güzel bir paylaşım olmuş bu yorumun Hacercim facebooktan bağlantı kuralım çok memnun olurum

      Sil